Adalı olabilmek ve alterntif turizmde ormanların önemi
Yrd. Doç. Dr. İsmet ESENYEL

Yrd. Doç. Dr. İsmet ESENYEL

Adalı olabilmek ve alterntif turizmde ormanların önemi

05 Eylül 2017 - 23:13

Hiç unutmayacağım o sıcak ya gününü. 1995 yılı idi, bir arkadaşım ile birlikte akşam vakitlerinde turizm başkentimiz Girne`de yemekte idim. Çok sıkıcı bir hava,ve meşhur Girne`mizin bunaltan şehir içi nemi vardı. Uzaklardan çalan siren sesleri, olduğumuz restoranın hemen uzağından geçerken, yoldahiç alışık olmadığımız bir panik yaşanıyordu. Hafiften rüzgar da vardı sanki ama, uzaklardan, hem de çok uzaklardan is kokusu, ve gökyüzünden küle benzer bir şeyler uçuşmaya başlamıştı. Söylenildiğine göre, Vasilya  ( Karşıyaka ) dolaylarında başlayan yangın hızla doğuya, yani Girne `ye doğru tüm Beşparmaklarda hızla yayılıyordu. Çok enteresan bir şekilde, rüzgar şiddetini artırmış, panikleyen insan ve araba trafiği içinde Lapta Başpınar ve Alsancak üzerinden sarı alevler içinde korkunç bir kabus gibi nefes aldığımız ormanlarımızı kül edercesine hızla Karmi Köyüne doğru yola çıkıyordu. Panik ve endişe artık tüm yaşamı etkilemeye başlamış, çaresizlik içinde ne yapacağını tam olarak bilmeyen halkımız yangına müdahale etmek için Beşparmaklara doğru çıkmaya çalışıyordu. Büyük felaketin eşiğindeydik anlaşılan ve yemeğimizi bitiremeden nasıl yardımcı olabiliriz  endişesi ile ailelerimize, akrabalarımıza sorular sormaya başlamıştık. Yangın durmak bilmiyordu, yüzyıllardır, Flora ve faunası ile gurur duyduğumuz, birçok endemik bitki ve böceğin yaşam yuvası olan Beşprmak dağlarımız korkunç felaket yangına tek kelime ile yeniliyordu.

Yapılan insan üstü müdahale ve çabalar, yangının çoktan Ciklos bölgesini de sarmış, askeri bölgemizdeki mühimmatlar için büyük bir tehlike unsuru olmaya başlamıştı. Radyo`da yapılan anonsu hiç unutmam “ Çatalköy halkı köyünü terk etsin “. Her şeyin bir rüya olmasını ve bu rüyadan uyanmayı istemiştim o an. Ancak gözümden akan yaşlar, benim rüya görmediğimin çoktan ispatı idi. Yangın nasıl oldu ise Arapköyè kadar ulaşmış ve ancak kontrol altına alınabilmişti. Bütün Girne Beşparmak Kuzey Sırtları kül olmuştu. Üzerinden tam 21 yıl geçti ve doğa ancak daha kendisini yeni yeni toparlamaya başladı. 12-14 Metre boyundaki ağaçların yerine dikilen fidanlar hala daha 4-5 metre boyuna ulaşamamış durumda.

Kıbrısın ciğerleri yine yandı.

Babalar gününü kutlamak için Girne`den Güzelyurt’a doğru yola çıkarken , Lefkoşa`yı geçtikten sonra Trodoslarda çok da alışık olmadığımız bir alevlerin yükseldiğini gördüm. Ben yangın var dedim, arabadakiler buluttur dedi. Keşke ben yanılmış olsaydım ama ne yazık ki haklı çıkmıştım. Bostancı`da tıpkı 21 yıl önce soluduğum havayı tekrar soludum ve tüylerim diken diken olmuştu. Beni daha fazla üzen Rum yönetiminin, Türk Suyunu bile kabul etmeyerek, bin bir manevra ile yardımı sözde isteyip özde istememesi oldu. Ne olurdu sanki, en azından bir doğal felakette, insani bir yardımı kabul etseydiler, edersek şu koşulda olur bu koşulda gerçekleşir denmese idi. Olmadı oldurulmadı. Her zamanki gibi, karanlık eller yine güzelliklerin üzerine bir kâbus gibi çökerken, aslında oynanan BARIŞ oyunlarının de gerçek yüzünü anlatıyordu. Şurası bir gerçek, iki halk ve anavatanlar arasında çok ama çok derin GÜVEN eksikliği var. Kilise`nin güdümünde yönetilen Rum siyaseti, yine sınıfı geçemedi. Ne zaman geçer, Türkiye`miz adadan tamamen çekilir, garantörlükten vaz geçer, egemenlik üzerinde ısrarcı olmaz. Peki ne olsun, yine 1960 öncesi gibi Rum Usta ,Türk çırak, Rum müdür, Türk İşçi, Rum İşadamı, Türk çiftçi olsun. Geçti o yıllar, yeni fırsatların da peşinde koşan,  bizim tarafımızdan tüm iyi niyetimiz ile sürdürülen gelecek nesillere savaşsız bir Kıbrıs bırakma gayretinde olan Kıbrıslı Türkler ve Türkiye, her an çatırdamaya başlayan Avrupa Birliği sürecinden vaz geçebilir. Son örnek olarak İngiltere`nin birlikten çıkmak için halk referandumunun sonuçları bir domino etkisi yaratarak AB icraatlarından memnun olmayan diğer ülkelere yansıyabilir. Hal böyle iken yepyeni bir siyasi manevra yapmamızın da veya bir B planı oluşturulması gerekli diye düşünüyorum.

ORMAN ARAZİLERİNİN TURİZM AMAÇLI KULLANIMI

3 yıl önce bir konferansa katılmak üzere gittiğim Slovenya beni büyülemişti. Nesi ile soracak olursanız, cevabım çok basit, Orman ve yeşilin güzelliği ile. Araştırıp öğrendim, bu kadar çok yeşilin olduğu ormanlık araziler sadece benim gittiğim Lubjana da mı idi yoksa diğer yerler de mi ormanlık alan idi . Öğrendiğimde şok olmuştum, ülkenin tümünün nerede ise 65 % lik bir kısmı ormanlık alanlardan oluşuyordu. Bu hayranlığıma, orman köylerinin içine kurulan turizm kompleksleri, orman villaları ve inanılmaz kayak resortlarını gördüğüm zaman hayranlığımı gizleyememiştim. Öylesine spor turizminde Avusturya, Fransa, Portekize kafa tutmaya başlamıştı ki, en sonunda geçen yıl yani 2015 yılında tesislerinin servis kalitesi ve nispeten biraz önce bahsettiğim destinasyonlara göre ucuzluğundan dolayı elde edilen turizm gelirleri  tavan yaptı. Dikkat edin ne her şey  dahil sistemi, ne çok lüks oteller, ne de çok derin bir tarihi , kültürel zenginlik. Sadece Ormanlık alanlar ve yemyeşil doğa içerisinde yapılan spor turizmi ve onun getirdiği ciddi bir gelir kaynağı. Sordum başka ne tür turizm modelleri var diye, sorumun cevabı hemen gelmişti. Kamp alanları, ve özellikle karavancılık. Avcılık ve atıcılık sporu  ve turizmi ise yine bu alanlar içinde gerçekleştirilen turizm modelleri içerisinde yer almakta idi. Bu aşamada söylemekte fayda var, her 5km içerisine 5 adet yangın gözetleme kuleleri yapılmış. Tüm gözetleme kuleleri, birbiri ile entegreli, zaten hava sıcaklığının genelde 30 C dereceyi zor bulan bir iklimde, yangın çıkma ihtimali her ne kadar az ise, yangına karşı alınması gerekli tedbirler ve ders programları bu operasyonel sistemin içine dahil edilmiş. Unutmadan, şarpaçılık da çok önemli gelir kaynaklarından ve Slovenya`da gerçekten kalitesi yüksek, yüzyıllara dayanan üzüm bağlarını görmek mümkün.

Bir şarap üreticisi ile konuşurken, pek de şaşırmadığım bir konuşmanın içinde bulmuştum kendimi. Özellikle bazı bölgenin fidanlarının Anadolu`dan getirildiğinin de altını çiziyordu bu üretici. Çünkü şarapçılığın doğduğu en önemli medeniyetin toprakları Anadolu`dan çıkmıştı. Özellikle AB süreci içerisinde yaklaşık olarak 30 farklı ülke ile temsil edilen Avrupa Birleşmiş Milletleri turizm sektöründe öylesine bir yapılaşma içerisine girdi ki; her ülke adeta alternatif turizm modelleri kapsamında dağı , taşı, ormanı, kültürü, tarihi, şarabı, kaleleri, kısaca her türlü unsuru ile koruma altına alınmış; alınmakla kalınmamış, UNESCO tarafından korumaya alınmıştır. Slovenya ormanları içerisinde bugün en cazip turizm etkinlikleri, ormanlık alanlarda  inşa edilmiş olan ahşap büyük konaklama evleri ( villalar ) ve çevrelerinde oluşan mesire alanları. Adeta Avrupa buralarda yazın serinlemek ve tatil yapmak için sıraya girmektedir. Son yıllarda bu sektörde oluşan en güzel turizm örneği de büyük futbol kulüplerinin yaz hazırlık kamplarının buralardan tercih edildiği. Galatasaray ve diğer Türkiye takımları için Slovenya`nın KLEB bölgesi adeta bir cennet konumuna geldi.

Bizim ülkemizde ise Alevkayası, Buffavento ve Başpınar bölgeleri, doğru planlama ve alternatif turizm modelleri içerisinde 5 yıllık kalkınma modelleri kapsamına alınarak bu tür alanlar olarak turizm sektörümüze kazandırılabilir. Ülkemizin her noktası inanın turizm sektöründen ekmek yemek için çok müsait . Doğru yatırımcı ve planlanmış, rastgele olmayan  alternatif turizm şekilleri bugün ülkelerin en önemli turizm açılımları.

BREXİT TÜRK TURİZMİ İÇİN NE ANLAMA GELİYOR

Kıbrıslı Türkler için önemli bir ülke İngiltere. En azından 120 bin yurttaşımızın yaşadığı bir yer. Çok radikal bir şekilde alınan AB den ayrılma kararı, tüm ekonomik sistemin çalkantıya uğrayacağı, turizm sektöründe aktif rol alan paydaşların İngiliz para birimi poundun değer kaybetmesi ile İngiliz orijinli oteller, hava yolu şirketleri ve çalışanları, çok ciddi etkilenecektir.İngiliz siyaseti genelde yanlış yapmaz , bekleyip göreceğiz.  En büyük ülkeler olan Fransa Frankofon kanadı ( ekonomisi ve turist sayısı kanadı olarak daha düşük ) Almanya ( Almanca konuşan bağlı ülkeler topluluğu ) en çok tatili seven ve tatillerde en fazla para harcayan grup ve Britanya ( sayı olarak yüksek, ve ödeme gücü olarak yine Fransa`ya göre daha iyi ) bir üçlü ekonomik güç.

Ancak Brexit ile öyle görünüyor ki, domino etkisi olmaz ise Almanya AB nin tek patronu olacak. O yüzden Alman turist ve tur operatörü hem Türkiye , hem de bizim için birincil Pazar haline gelebilir. Diğer yandan AB den çıkan bir İngiltere ile iş yapmak ve turizm anlamında potansiyel Pazar olarak ekonomik kazanım elde etmeyi beklemek, mevzuatların değişmesi ve aslında biraz de esnemesi ile vizesiz giriş çıkışlarda, farklı bir kazanımın kapılarını da muhakkak ki açacaktır.

Hepinize turizm dolu bir hafta dilerim.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

izmir escort bayan antalya escort bayan escort izmir izmir escort porno