4. Uluslararası Multidisipliner Çalışmaları Kongresi ardından
Doç. Dr. İsmet Esenyel

Doç. Dr. İsmet Esenyel

4. Uluslararası Multidisipliner Çalışmaları Kongresi ardından

24 Ekim 2018 - 07:17

4’üncü Uluslararası Multidisipliner Çalışmaları Kongresi, Girne Amerikan Üniversitesi ev sahipliğinde GAU Milenyum Senato Kongre Salonu’nda gerçekleşti.

Akademik çalışmaların mutlak bir sonuca ulaşması ve bu sonuçların bildiriler kitapçığına girerek tüm evrene yayılması bence çok kıymetli bir olay. Düşünsenize onlarca, yüzlerce kişi bir araya geliyor, ilgili konu üzerine görüşlerini yaptığı çalışma üzerine aktarıyor ve bunu herkesin bilgisine sunuyor.

Ortaya atılan görüşler, hipotezler ile destekleniyor ve bu hipotezler araştırma metotları ile ya kalitatif veya kalitatif bir metotla yazılıp sonuçları tüm evrenin bilgisine sunuluyor. Çok kutsal bir iş yapılıyor aslında.    Üzerinde çalışılan günlerce, aylarca, bazen yıllarca zaman ve bir o kadar da bilgi birikimi var.

Böylesine bir çalışma sempozyumuna katılırken GAU, Akdeniz Üniversitesi ve Mehmet Akif Üniversitesi öğretim üyelerini de ayrıca tebrik ettim. Kolay bir iş değildi başarılan çünkü perdenin gerisindeki ekip iki gün boyunca hiçbir aksaklığa mahal vermemek için çok çalıştılar…

Özellikle Doktora öğrencim olan Sn Seden Özerden Hocam ve Akdeniz Üniversitesinden Meriç Eraslan Hocama ayrı bir teşekkür ve parantezi hak ettiler diye düşünüyorum.

Multidisipliner çalışmalar nedir?

Beni çok etkileyen cümleler ile karşılaştım bir süre önce bir araştırmamı yaparken. Bu kadar kolay anlaşılır ve ifade edilen cümleleri bir araya getirebilmek ve anlaşılabilir olmak adına çok güzel bulduğum için Sosyolog , Araştırmacı Abdurrahman Çam’ın konu ile ilgili sözlerine bakalım.

“ Finlandiya'nın yeni bir eğitim sistemi üzerine yoğunlaştığına dair bir haber okudum. Bu eğitim sistemi bizde hala yerleşmiş olan "şu nedir, bu tanım nedir, şu kimin eseridir" gibi soruların sorulmayacağı bir sisteme benziyor. Ayrıca matematik, coğrafya, fizik, edebiyat gibi derslerde "ayrı ayrı" olmayacakmış. Bu dersler diğer derslerle birlikte disiplinler arası bir şekilde işlenecekmiş. Ayrıca ekonomi gibi dersler de pratik olarak işlenecekmiş ve öğrenci istediği alanda ödevler hazırlayacakmış. Şimdi en beğendiğim kısımlar bunlar olduğu için bunlar üzerinden kısaca devam etmek istiyorum. Öncelikle disiplinler arası bir yaklaşımla dersleri işlemek tutarlı bir yaklaşımdır (öğrencilik hayatım boyunca hayalini kurduğum bir yaklaşımdır).

Bizim mevcut sistemimizde bozuk bir iş bölümü ve sözde uzmanlaşma mevcut. Fen ve sosyal bilimler ayrılıyor, kendi içinde diğer disiplinler ayrılıyor fakat bu ayrılma sınırlar çizen bir ayrılma olduğu için kimse kendi alanı dışına çıkmak istemiyor ve küçük dünyasında kendi kasabasında yaşıyor. Belki de bir daha diğer disiplinlere uğramıyor bile çünkü o kasabaya ulaşacak yollar kapalı, köprüler yok...

Oysa ayrılan bu alanların tamamı birbirleriyle ciddi bağlantıların ve ilişkilerin olduğu alanlardır. Zaten ayrıldıkları nokta da bir noktadan başlamıştır ve birleştikleri bir ortak noktaları da vardır. Biz mimarlık ya da şehir bölge planlamayı sosyolojiden nasıl ayırıyoruz ve birbirinden habersiz hale getiriyoruz? Biz teknolojiyle sosyolojiyi, iktisat ile sosyolojiyi, psikolojiyi nasıl ayırıyoruz? Tüm bunların felsefesini nereye koyuyoruz. Psikiyatri “ruhsal hastalıkları” tedavi ederken nasıl diğer disiplinlerden ya da değerlerden bağımsız hareket ederek sadece maddi bir tedavi uyguluyor...

Biz disiplinleri ayrı hale getirerek birbirinden habersiz hale getirdiğimizde sonuçtan uzak ve bağlamsız küçük küçük kasabalar (disiplinler) ortaya çıkacaktır. Bundan bir kaç yüzyıl önceki ilim insanları örneğin Fatih'in hocası Akşemseddin kendini bir alanda mı geliştirmiştir? Tabi ki hayır, tıp, eczacılık, matematik ve tasavvuf gibi alanlarda disiplinler arası bir şekilde çalışmalar yapmıştır ve daha mikroskop bulunmamış olmasına rağmen "Maddet-ül Hayat" eserinde ilk kez mikrobun varlığından bahseden de Akşemseddin olmuştur (aynı zamanda "ruh hastalıklarıyla" da ilgilenmiştir). Bu disiplinler arası çalışmanın varacağı en güzel noktalardan biridir.

Çünkü her disiplinin birbiriyle bağlantısı ve alışverişi vardır. Disiplinler arası çalışmak bir şehirden diğer bir şehre yol yapmak veya bir adadan diğer bir adaya köprü yapmak gibidir. Biz yıllardır bu yolları ve köprüleri yıkmış ya da inşa etmemiş vaziyetteyiz. Bir bilgiyi diğer bilgiyle bağlamlandırmak ve bir disiplini diğer disiplinle köprülendirmek bilimsel anlamda daha tutarlı olacaktır. Tabi ki böyle bir derdimiz varsa...

Ülkece inşaata ve betona yaptığımız yatırımları biraz da insana yapmayı ümit ediyorum ve disiplinler arası bağlantılar kurmak için gerekli yol ve köprü inşalarına başlamayı temenni ediyorum...”

İşte tüm mesele burada…

Bizlerin Türk Eğitim ve Öğretim sisteminin çağımızın gerisinde kalmamak adına yapması gereken en önemli hamlenin bu olduğunu düşünüyorum. Herkes zorla bir kalıbın içerisine sokuluyor ve o kalıp dışına çıkamıyor. Türk Eğitim sisteminde bu uygulamayı doğru gerçekleştirirsek gerçek reform olacaktır.

Düşünsenize kendi uzmanlığım olan Turizm ve Otelcilik sektöründen örnek vermem gerekirse Bir ülkenin turizm sektörünü öğrenmek için o ülkenin kültürünü, tarihini, coğrafyasını, gastronomisini, sosyolojisini, ekonomisini, tarımını, ulaşımını, her şeyi ile bilmeniz gerekli. Örneğin Bir resepsiyon çalışanı, sadece oda için gerekli işlemleri yapmamalı, tümü ile çevresindeki tarihi ve kültürel varlıkların da bilgisini verebilecek bilgi birikimi ve donanıma sahip olmalı. Girne’de çalışan bir otel görevlisinin Karmi köyünden, St Hilarion’dan,

Balabayıs Manastırından, Buffavento Kalesinden haberi olmama veya bilmeme lüksü var mı? Tabii ki olamaz ve ben son zamanlarda bu tip örnekler ile çok karşılaşıyorum… Buradaki sıkıntı farklı da denebilir. Yeterli çalışan sıkıntısı bulunamadığından dıştan ithal edilen iş gücü bu sorunlara da yol açabiliyor.

Çözüm çok basit. Tüm çalışanların sertifikalanması çok önemli… Böylelikle buna benzer sorunlar tamamı ile ortadan kalkacak ve misafir memnuniyetine sebep olan toplam kalite unsurları da o oranda artacaktır. Yine sempozyuma dönecek olursak Sempozyumun açılış konuşmasını Girne Amerikan Üniversitesi Turizm Fakültesi Dekanı Dr. Fadıla Maraouch gerçekleştirdi.

Maraouch; “Sempozyumunla ilgili materyallere ulaştığımda, bunun büyük bir zihin buluşması olduğunu düşündüm. Bu sempozyumda konularının uzmanları bir araya geldi ve konuşmacılar kendi konularıyla ilgili bilgiler paylaşacaklar. Bizlerle bugün burada 3 katılımcı üniversite; Akdeniz Üniversitesi, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi ve Girne Amerikan Üniversitesi ile birlikte, bu büyük zihinleri kutlamak için buradayız. Bu gibi toplantılar, turizm endüstrisinde yenilik ve büyümeyi teşvik eden bir yapılanmadır. Şimdi turizm ve konukseverlik üzerine olan konuşmama geçersek, günümüzde küresel gündemde ana eğitimin yanı sıra sosyal sorumluluğun da birçok büyük amaca hizmet etmesi amaçlanıyor. Bunlar; kısaca sürdürülebilir kalkınma, etik kültürü ve son olarak bilgi birikimidir. Hepimiz, burada dünyanın yararına olduğunu düşündüğümüz bir kavramı veya bilgiyi paylaşıyoruz. Daha sonra, istatistiklere göre bu güzel meslek; dünyadaki her 1.6 trilyon dolardan sorumlu oluyor. Buradaki bütün uzmanlar, bu sayıların ne anlama geldiğini aslında çok iyi biliyor. Turizmi mümkün kılan, Kıbrıs gibi bir ulusun dünyasında turizm nasıl önemli bir faktör haline gelebilir dersek; turizm yönetimine girişimde bu kitabı ana referans olarak kabul ediyoruz. En çok odaklandığımız şey; turisttir aslında. Turizm, temel olarak doğa araştırmaları yapılarak çevre ve işletme sektörü ayrıca kamu sektörü özel sektöründen oluşmaktadır. Kıbrıs’ın muhteşem doğal kaynaklarıyla her zaman gurur duyuyoruz. Harika bir ılıman iklimi ve nefes kesici bir coğrafyası var, ayrıca buradaki insanlar çok cana yakın. Bu sonuçlar başarılı bir turizm için son derece önemli.” şeklinde seslendi.

Sempozyumda; Akdeniz Üniversitesi adına konuşmayı da, Doç. Dr. Meriç Eraslan gerçekleştirdi. Eraslan sunumunda; “Gardner’in çoklu zeka kuramında ifade etmiş olduğu, her bireyde bir zeka alanının çok gelişmiş olduğu ve ikinci bir zeka alanının ise o zeka alanıyla beraber paralellik göstermesi durumunda, beynin çok güzel işler yapabileceğini bu kuramda bize ifade ediyor. Bizim de, multidisipliner çalışmaları kongremizin en önemli teması en önemli sac ayaklarından birisi de budur. Bu kongrenin bilime katkı sağlamasını temenni ediyorum. Kongrenin, Girne Amerikan Üniversitesi’nde gerçekleşmesindeki katkılarından dolayı Girne Amerikan Üniversitesi Rektörlüğü’ne ve değerli çalışanlarına, özellikle kongrenin; Girne ayağındaki önemli katkılarından dolayı Uzman Sayın Seden Özerden’e, Turanberk Özerden’e, Türkiye ayağında ise; Doç. Dr. Sayın Abidin Temizer’e teşekkürlerimi sunuyorum.” ifadelerini kullandı. Ev sahibi; Girne Amerikan Üniversitesi adına “Hoş geldiniz konuşması” gerçekleştiren Rektör Prof. Dr. Kutsal Öztürk ise; “Kongrenin ismine baktığımızda, Milenyum’un en önemli kavramlarından veya gelişmekte olan ve çok etkin olarak üzerinde çalışılan multidisiplin çalışmaları gerçekten çok önemli. Bundan iki ay önce de kardeş üniversitemiz Kıbrıs Amerikan Üniversitesi ile sunduğumuz bir kongremiz daha oldu.

Bu; fen bilimleri ile sosyal bilimler birlikteliği idi. Multidisipliner çalışmalarda teknoloji sürecine bakarsak, varılan nokta otomasyon teknolojisidir. Buna bağlı olarak ta; gerçekten çok hızla değişen ve her türlü bilim alanıyla birlikteliğin ve iletişimin çok güçlü olması gereken bir durumla karşı karşıyayız. High tech ve nano-teknoloji ve esas üzerinde durulan ve çok önemli bir kavram olan endüstride 4.0 var. Bunun gerçekleşmesi; her şeyin ötesinde Milenyum’un en önemli kavramlarından biri olan zaman faktörünü bize kazandıracak olan ve mümkün olduğu kadar, üretimde süreyi kısaltan, enerjinin az kullanımını sağlayan ve neticede de hem üretim fazlası hem de kalitenin yükselmesini sağlayacak bir duruma geleceğiz.

Dolayısıyla; bu multidisipliner çalışmalar, bizim için çok önem arz ediyor ve biz; GAÜ olarak, üniversitemizde özellikle fakülteler arası yani multidisipliner arası öğrencilerimizin üretecekleri projelerde, bu birliktelikleri sağlamaya özen göstereceğiz.” dedi.

Turizm ve Çevre Bakanlığı adına ben ve Sn Bakanım Fikri Ataoğlu da açılış konuşmalarında kendimizi ifade ettik.

Turizm ve Çevre Bakanlığı Müsteşarı olarak gerçekleştirdiğim konuşmamda sonuçların biriktirilip kitapçık olarak dağıtılması bu sempozyumun önemini ortaya çıkaracaktır dedim. Bu konferansı düzenleyen değerli hocalarımız ve emeği geçen herkesin çok çalıştığını biliyorum. Uzunca bir zaman sonra, böyle güzel bir konferans hazırladıkları için herkese teşekkür ettim. Servqual ( Servis kalitesi ) analiz metotlarının bir ülkenin toplam servis kalitesinin ölçümü için ne kadar önemli olduğunun vurgusunu yaptım. Servis nitelikleriyle ilgili yaptığım bu konuşma akademik olarak, turizm ve misafirperverlik kavramları adına çok önemli idi. Bizler, servis nitelikleriyle ilgili değerli bilgileri toplayıp, onların Kuzey Kıbrıs bacağında ölçümlerini yaparak bir kitap haline getirdik ve eminim ki sonuçları çok faydalı olacaktır diye sözlerimi bitirdim.

Açılıştaki son konuşmacı olan; KKTC Turizm ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu sempozyumda bulunmaktan duyduğu memnuniyeti ifade ederek; “Ülkemizin ekonomisine baktığımız zaman; turizm ve eğitimin ön planda olduğunu görüyoruz. Turizm, kaçınılmaz bir sektör oluşundan dolayı, ciddi takip edilmesi gereken, yeni destinasyonlar yaratılması gereken, alternatif turizm modelleri ile çekim noktası oluşturulması gereken çalışmaların içinde olması arzulanır. Bizler, turizm ve çevre bakanlığı personeli olarak; hepimiz bu doğrultuda çalışıyoruz. Elbette, gelirimize baktığımız zaman; 2017 Yılı’nda 865 milyon dolar gelirle, en fazla turizm girdisi olduğunu görüyoruz. Turizm ve eğitimde yürüdüğümüz bu süre içerisinde; turizm sektöründe de ara elemanların, eğitimli turizmcilerin de turizme sahip çıkması ile birlikte, daha da ileri bir adım atılacağından dolayı; bu çalışmalarımızı da sürdürüyoruz. Üniversitelerimiz, eğitim bakanlığımız ile birlikte, turizm sektörüne daha fazla sahip çıkılması ile ilgili bütün çalışmalarımız yapılıyor. İstihdam olayını, açıkçası; turizm dendiği zaman bütün herkesi aynı ağızdan, aynı dilden turizmi konuşmasına inandığımızdan dolayı, buna istihdam da dahil olduğundan ötürü; gençlerimizin turizm alanında çalışmasından sonra, onlara katkıda bulunma hedeflerimiz var. En azından noktasında bulunan işsizliğinde giderilmesine vesile olacağız. En önemlisi; ülkemizde ki, ekonomiye ciddi şekilde katma değer kazandırdığına inandığımız turizmin, üreticimizle uzun yıllardır barışık olmadığını gözlemledik ve yaptığımız en büyük çalışmalardan biri, üreticimizle turizmi karşı karşıya getirmek oldu. Üretici ile turizmi barıştırdık. Ambargolar altında, ihracat sıkıntısını yaşadığımızın bilinci içerisinde, artık bunları hiç düşünmeden; Adamız artık bir turizm adası ise; ülkemizde üretilen bütün ürünlerin, tüketim noktalarında var olduğunu gösterdik. Cesaretlenerek, üreticilerimizce oldukça kaliteli ürünlerin üretildiği ve onların da tüketildiğini görüyoruz.” şeklindeki görüşlerini dile getirdi.

Daha sonra öğrendiğim kadarı ile yüze yakın bildiri iki gün boyunca çeşitli ülkelerden gelen akademisyenler tarafından bu sempozyumda sunuldu ve evrenin sonsuzluğuna bırakıldı. Burada bir Japon Atasözü aklıma geliyor “ Biz fikirlerimizi bir masa etrafında medenice paylaşırız , onlar bir gün bir yerde buluşurlar” İşte işin özü burada.

Turizm dolu günler bizlerle olsun.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar