Barcelona Avrupa'nın lider turizm başkenti
Doç. Dr. İsmet Esenyel

Doç. Dr. İsmet Esenyel

Barcelona Avrupa'nın lider turizm başkenti

31 Temmuz 2018 - 13:06

Çok iddialı bir başlık olabilir ama gerçekten de öyle.

Dikkat edin en güzel demiyorum ama turizm dinamizmi ve şehrin yaydığı enerji anlamında tartışmasız lider başkenti Barcelona.

Turizm sektörü anlamında aklınıza gelebilecek her şey var. Tarih, doğa, kültür, alternatif turizm anlamında spor turizmi, kruvaziyer, yatçılık, kite surf, bisiklet, dağcılık, klasik turizm deniz, kum, güneş, restoranlar, bar, cafeler, müzeler, vs vs.

Madrid ile başlayan İspanya seyahatimiz, Toledo gezisi ile farklı bir boyuta girmiş daha sonra Zaragoza ve Barcelona ile zirve yaptı. Tartışmasız lider olmak ne demek, bir yılda otuz iki milyon turist ağırlamak demek.

Daha önceleri Madrid’e iş ve seyahat anlamında birkaç kez gittiğim için Madrid bana hiç çekici gelmedi bu kez... Ancak Toledo dünya kültür mirası UNESCO’nun koruması altında olan tipik bir ortaçağ şehri. Muhteşem doğası, taş evleri, daracık sokakları ve harika korunmuş katedrali ile mutlaka İspanya turlarınızda olması gereken bir destinasyon.

Barcelona’ya dönecek olursak.

Biraz tarih

Barcelona, M.Ö. 3. yüzyılda balıkçı köyü olarak kurulmuş. M.Ö. 15 yılında yerleşim Romalıların eline geçmiş ve günümüzde Plaça de Sant Jaume adıyla anılan alanın yakınındaki Mons Taber’i merkezine alan bir askeri kamp haline getirilmiş. Romalılar tarafından Faventia ismiyle anılan koloni, limanı sayesinde kısa sürede ekonomisini güçlendirmiş. Öyle ki bu dönemde koloni kendi parasını basmaya başlamış.

415 yılında Vizigotlar tarafından işgal edilen kent, 8. yüzyılın hemen başında kısa bir süre için Endülüslü Arapların hâkimiyeti altına girmiş.

Ancak Frank Kralı I. Charles’ın oğlu Louis, kentteki Arap hâkimiyetini sonlandırmış ve Barcelona’yı kontluğa dönüştürmüş. Bu dönemde sınırlarını tüm Katalonya’yı kapsayacak şekilde genişleten Barcelona Kontluğu, 985’te Endülüs’ü yöneten Arapların önderlik ettikleri saldırıda nüfusunun büyük kısmını kaybetmiş ve 1137 yılında Aragon Hanedanı ile birleşene kadar kısa süreli bir düşüş yaşamış. Birleşmenin ardından Batı Akdeniz’deki tüm önemli noktaları sınırlarına katarak bölgesinde kayda değer bir güç haline gelen kent, siyasi gücünü 1469’da II. Ferdinand’ın I. Isabella ile evlenmesi üzerine Madrid’e kaptırmış. Merkezi yönetime karşı ilk ayaklanmaların 1640’ta başladığı Barcelona’ya, 1936-1939 yılları arasında gerçekleşen İspanya İç Savaşı boyunca karışıklıklar hâkim olmuş. Cumhuriyet yanlıları ve komünist toplulukların diktatörlüğe karşı duruşları Franco’nun öldüğü 1975 yılına kadar sürmüş. 1986’da İspanya’nın Avrupa Birliği’ne tam üyeliği ile başlayan kentin ekonomik ve turistik anlamda yükselişi, 1992 Yaz Olimpiyatları’na ev sahipliği yapmasıyla zirve noktasına ulaşmış.

5,3 milyonluk Barcelona nüfusunun üçte ikisi bölgenin yerli halkı Katalanlar’dan oluşuyor. $’lük kısmı ise İspanya’nın diğer bölgelerinden buraya göç edenler temsil ediyor. Kentte ayrıca Arapların yanı sıra İtalya, Çin, Ekvador, Bolivya gibi ülkelerden gelen yabancı uyruklu bireyler de bulunuyor. Halkın büyük kısmı Katalan olmasına rağmen İspanyolca en fazla konuşulan dil statüsünde. Ayrıca gençler ve orta yaş grubundan bireylerle İngilizce konuşarak da anlaşabilmek, kısmen de olsa mümkün. Hıristiyan Katolik ağırlıklı yerel halkın içerisinde Müslümanlar ikinci büyük grup konumundalar. Bu toplulukları Yahudiler, Ortodokslar, Budistler takip ediyor.

Biraz mimari

Barcelona kent planı düzenli ve uyumludur. Ticaret ve yerleşme alanları eski kentin merkeziyle çevresinde yoğunlaşmıştır. Sanayi bölgeleri bunların dışından çevreye doğru yayılır. Eski kentin ana ekseni, kuzeyde büyük ticaret merkezi Plaza de Cataluña, güneyde ise Paseo Marítimo ve kıyı şeridi arasında uzanan bir dizi bulvardan oluşan Ramblas’tır. Geniş kaldırımları, ağaçlar altındaki bankları ve kitap, gazete, el sanatı ürünleri, özellikle de başta kuşlar olmak üzere ev hayvanları ve çiçek satılan küçük dükkânlarıyla Ramblas sevilen bir gezinti alanıdır.

Yeni kent Ensanche (Uzantı), birbirini dikine kesen geniş caddeleriyle kuzeye doğru uzanır. Eski kenti ve Ramblas’ın batısını yarım daire biçiminde çevreleyen Rondas’ın kuzey ucunda Üniversite Meydanı yer alır. Bu meydan, geçen geniş Jose Antonio caddesinin her iki başında birer boğa güreşi arenası vardır. Kentteki öbür ana cadde kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan Avinguda Diagonal’dır (1979’a kadar Avenida del Generalismo Franco).

Gaudi’nin Yarattığı Barcelona

“Dünyada bir mimarla bütünleşen belki de tek şehirdir Barcelona… Gaudi, yaratıcılığın ve dehalığın sınırlarını zorlayan ve aynı zamanda Barcelona’nın yurtdışındaki başka şehirlere benzemeyen kimliğini kazandıran mimardır. Bu nedenle Katalan şehri Barcelona’yı keşfetmek, aynı zamanda kalıplara sığmayan özgür biçimlerin, renklerin ve doğanın muhteşem formlarını kullanarak ünlü eserlere imza atan bu çılgın mimarın dünyasını keşfetmeye yapılan yolculuktur.

Gaudi’nin hayatı

1952 yılında bir bakırcının oğlu olarak dünyaya gelen Gaudi, eğitimi için varını yoğunu ortaya koyan babasının desteği ile mimarlık eğitimi almaya başladı. Öğrenciliğinde kalıpların dışında bir zekası olduğunu

sergileyen Gaudi için mezuniyet töreninde Rektör Profesör Elias Rogent şunları söyler: “Bir dehayı mı

yoksa bir deliyi mi mezun ediyoruz, bilmiyorum”.

Gaudi, mimarlık kariyerinin henüz başındayken, yaratıcı zekasından çok etkilenen, hayatı boyunca ona ve yapıtlarına destek olacak Kont Eusebi Güell ile tanışır. Barcelona’da ki Güell Pavilyonu, Güell Sarayı, Güell

Mahzeni, Colonia Güell Türbesi ve Güell Parkı ikilinin dostlukları döneminde Gaudi’nin yarattığı eserler arasındadır. “Doğa hiçbir şeyi tek renk ve desen olarak yaratmadığından, mimari de tekdüzelikten uzak olmalı

ve doğadan esinlenmelidir” biçiminde mimari anlayışını özetleyen Gaudi, Barcelona’daki eserlerinde ağaç dallarından, hayvan iskelet biçimlerine kadar doğadaki formları iham kaynağı olarak kullanmıştır. Seramik, renkli cam, doğrama konularındaki yetenekleri ile mimari şaheserlerini zenginleştiren Gaudi; Park Güell, Palau Güell, Casa Milà, La Sagrada Familia, Casa Vicesn, Casa Battlo ve Colonia Güell Türbesi ile UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmiştir.

Gaudi’nin Eseri; Casa Batllo

Kemik ev olarak da bilinen Barcelona’da ki Casa Batllo, 1877 yılında Gaudi tarafından restore edilmiştir. Gaudi’nin detaylardaki başarısının en iyi örneği olan Casa Batllo’da, düz çizgiler yerine ön cepheden başlamak üzere kıvrımlı ve dalgalı çizgiler kullanılmıştır.

Ön yüzde kullanılan simetrik olmayan seramikler, ejderhaya benzetilen çatı, insan elinin tutmasına uygun tasarlanmış tırabzanlar, farklı tasarlanmış kapı numaraları, cam işlemeli pencereleri, oyma ile yapılan şöminesi ve görkemli tahta kapıları gibi detaylarla Barcelona’nın en etkileyici görünümüne sahip yapılarından biridir.

Gaudi’nin Eseri; Casa Mila

1906 – 1910 yılları arasında Barcelona’da inşa edilen Casa Mila görünümünden dolayı “taş ocağı” olarak anılmaktadır. Binanın ön yüzünde dalgalara benzeyen beyaz duvarları, yosunları andıran demir parmaklıkları ile deniz efekti yaratılmıştır. Taş işçiliğinde bir başyapıt olarak kabul edilen binanın terası ve bacaları ise Gaudi’nin eşsiz mimari dehasını ortaya koyar. Bu renkli bacaların her biri heykel sanatının en iyi örnekleri arasında kabul edilir. Yapıldığı yıllarda Barcelona Belediyesi’nin itirazları nedeniyle Gaudi projesini tam anlamıyla gerçekleştirememiş bile olsa, Casa Mila mimarın dünyaca tanınmasına neden olan başyapıtları arasında yer alıyor.

Gaudi’nin Eseri; Güell Parkı

Gaudi’nin en büyük destekçisi Güell adına yaptığı parkın inşaatına aslında 60 ev ve kamu binaları yer alan ticari bir proje olarak başlanır. Proje ticari olarak başarısızlıkla sonuçlanmasına rağmen dünyanın en iyi tasarlanmış parklarından biri olarak mimarlık tarihinde yer alır. Barcelona’daki parkın içinde yer alan tüm yapılarda canlı renkli seramik parçaları dikkat çeker.

Merdivenli yolu, denizin seyredildiği balkonu, dünyanın en uzun bankı, girişte misafirlerini karşılayan ağzından suların aktığı dev kertenkele figürü ve Gaudi’nin yaşadığı evden dönüştürülen müzesi ile Barcelona’nın

görülmeye değer eserlerinden biridir.

Gaudi’nin Eseri; La Sagrada Familia

Tüm mimari bilgisini ve deneyimini aktardığı La Sagrada Familia Gaudi’nin en önemli projelerinden biriydi. Barcelona’daki kilisenin inşaatında Kapadokya’nın peribacalarından etkilendiği rivayet edilir. Proje sırasında dine daha çok bağlanan Gaudi inşaata taşınır ve ölümüne kadar olan başka bir işle uğraşmaz. 18 kulesi, farklı tarzdaki cepheleri, vitrayları, iç mekanlarda kullanılan doğa formları, inancın gizem ve sembollerini vurgulayan detayları ile La Sagrada Familia, Gaudi’nin başyapıtı olarak kabul edilir. İnşaat sırasında geçirdiği bir kaza sonucu ünlü mimar eserini tamamlayamadan hayata veda eder. Barcelona’nın en ünlü yapıtı olan, 100 yılı aşkın süredir inşaatı devam eden La Sagrada Familia’nın 2026 yılında bitirilmesi hedefleniyor.” ( mngblog)

Barcelona Zoo ise gerçekten görülmeye değer 82 çeşit 4000 hayvanı bünyesinde barındırıyor . Goriller, develer, aslanlar, zebralar, maymunlar, kangurular vs., vs.... Muhteşem çınar ağaçlarının içerisine konumlandırılmış.

Bir daha değil, her sıkıldığımda her karesini tekrardan keşfetmek istediğim bir yer oldu Barcelona. Keşke daha önce gelseydim diye kendime sormadım değil ama Paris, Madrid’den turizm anlamında çok farklı ve değişik oldu benim için... Bana daha fazla hitap etti açıkçası... Turizm gözü ile insanların yarattığı şehre koyduğu inanılmaz enerji Paris ve diğer Avrupa başkentlerinin çok çok ötesinde... Her şey yolunda mı gitti diye sorarsanız? Tabii ki hayır ...

Sebebi ise şehirdeki taksiler grevde olduğu için tüm yolculuklarımızı metro ile yaptık ve o bizi yordu açıkçası. Otelimiz merkeze 15 dk. mesafede de olduğu için metro ile şehir içinden otele bir saatten fazla aldı. Otellerimiz Madrid’ de dört, Barcelona’da üç yıldızlı idi ve beklentilerimize kahvaltıları ile birlikte hitap etti...

Eskiden kahvaltı hizmetleri çok daha düşük standartta idi ama bu beklentilerimiz daha fazla karşılandı.

Toledo’da yüreğim kaldı

Dokuz kişilik güzel bir grup ile yola çıktığınız zaman, ne olursa olsun her şeye biraz eğlence katabiliyorsunuz.

Aksilikler bile daha kolay ve hızlı aşılabiliyor.

Toledo’dan sadece bir iki satır ile bahsetmek çok yazık olurdu gerçekten o yüzden biraz daha Toledo’dan

konuşmak gerek.

“Kültürel özellikleriyle İspanya’yı en iyi temsil eden şehir olarak kabul edilen Toledo, ulusal anıt ilan edilmiştir. Engebeli arazi yapısı nedeniyle çoğu yokuş olan dar ve dolambaçlı sokakların hepsi Zocodover Meydanı’nda birleşir. Bazı kesimleri Roma ve Magripliler dönemine ait, ortaçağdan kalma San Servando Şatosu’nun eteğindeki Alcántara Köprüsü (kuzeydoğu) ile 13. yüzyılın sonlarında inşa edilen San Martin Köprüsü (kuzeybatı) Tajo Nehri’nin iki yakasını birbirine bağlar. Kent surlarının bazı bölümleri Vizigotlardan kalmış, ama büyük bölümü Magripliler ya da Hıristiyanlar tarafından inşa edilmiştir. Aralarında VI. Alfonso’nun 1085’te şehre girerken kullandığı Eski Bisagra Kapısı’nın (Puerta Vieja de Bisagra) da bulunduğu, değişik dönemlerden kalma kapılar fazla hasar görmemiştir.

Babü’l-Merdum (10. yüzyıl) ve Las Toernerias camileri, Mudéjar üslubundaki (karma İspanyol-İslam mimari tarzı) Santa Maria la Blanca (12. yüzyıl) ve El Tránsito (14. yüzyıl; Sefhardi Müzesi’ni kapsar) sinagogları, gene Mudéjar üslubundaki San Román, Cristo de la Vega, Santiago del Arrabal ve Santo Tomé Kiliseleri şehrin İslam etkisi taşıyan önemli tarihsel yapılardandır. Ressam El Greco’nun “Kont Orgaz’ın Gömülmesi” (1568-88) adlı ünlü tablosu Santo Tomé Kilisesi’nin şapelindedir.

İspanyol gotik katedrallerinin en iyi örneği olarak kabul edilen Toledo Katedrali’nin yapımına 1226’da Kral III. Fernando döneminde başlanmıştır. Kilisenin El Greco, Francisco Goya, Anthony van Dyck, Luis de Morales ve öteki ünlü ressamların tabloların bulunduğu zengin bir müzesi vardır. San Juan de los Reyes Kilisesi Isabel üslubundadır. Bugün bir bölümü müze olan Santa Hermandad Evi (Casa de la Santa Hermandad) de aynı döneme aittir. Hospital de Santa Cruz (16. yy) Arkeoloji ve Güzel Sanatlar Müzesi, kente egemen konumdaki kale ise Ordu Müzesi olarak kullanılmaktadır. Toledo çeliği, özellikle de kılıçları, MÖ 1. yüzyıldan beri ünlüdür. Kentte büyük bir silah fabrikasıyla Mudéjar üslubunda metal eşya üreten atölyeler vardır..” (vikipedia)

Sadece beş gün süren seyahatimizden arda kalanlar başlıca bunlar oldu. Ufak bir not; Barcelona bir milyon altı yüz bin nüfusu ile geçen yıl otuz iki milyon turisti ağırlarken, turizm açısından yeni tedbirler almaya başladı. Artık bu kadar çok turisti ağırlayamıyorlar açıkçası. Turizmin geliştiği bölgelerde yeni otel inşaatlarına izin verilmiyor, konut ve iş yeri kiralarının turizmin gelişmesi ile yerli halkı tedirgin ediyor...

Bekleyip göreceğiz bu güzel yemyeşil kent nasıl bir yola doğru yelken açacak...

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar